Aylık arşivler: Nisan 2014

Hayaller, İyilikler, Çocuklar 3: İyilik Yap ama Denize Atma, İlham ol!

Geçen sene bir koçluk eğitimimizde hayalleri konuşurken, benim en büyük hayallerimden birinin de 1 milyon çocuğa ulaşmak ve onları hayallerinin peşinden gitmeye teşvik etmek olduğunu Hayaller, İyilikler, Çocuklar: Hayallere Giden Yolda 5 Adım adlı yazımda belirtmiş; çocukları ve içindeki çocuğun sesini bu aralar arka plana almış olanları hayal kurmaya teşvik etmeye çalışmıştım..

Daha sonra “Hayaller, iyilikler, çocuklar” yazılarının ikinci serisinde ise Hüseyin’le bizim tanışma hikayemizi anlatmıştım: Hayaller, İyilikler, Çocuklar 2 : Hüseyin’le Bizim Hikayemiz.

Şimdi ise iyilik yapıp denize atma, ilham ol diyorum 🙂

IMG-20131220-WA0052 (1)
İşte bu gülümseme benim midemde kelebekler uçuşturmaya yetiyor!

Aylarca yazmadım bu hikayeyi, oysa içime işledi Hüseyin! Aradan yine aylar geçti, ben telaşelerimde, Hüseyin okulunda. Ocak ayında doğum günümde, birçok dost bildiğim insan aramadı diye tam hüzünlenirken telefonum çaldı, ekranda gözüken isim Nazan Hanım’dı ama karşıdan gelen ses genç bir delikanlının sesi: “Doğum günün kutlu olsun Ayşe Abla!” O an aramayan onlarca eski dostun yerini kapladı yüreğimde Hüseyin’in sesi. Eski dostların da bir telaşesi vardır elbet, olsun varsın; Hüseyin unutmadı ya, Hüseyin unutmadı ya!

Ayrıca, meğer o yıllarca yanlış öğrendiğim şeylerden biri de “iyilik yap denize at” mış. Hüseyin bana onu da hatırlattı…

İlk başta övünmek gibi geldi bu yazıyı yazmak ve paylaşmak, ben de denize attım gitti. Sonra fark ettim ki, denize atılabilecek iyiliklerden yapmak isteyen çok fazla insan var ama vakitleri yok. Daha doğrusu, iyiliklerin ve gönüllü projelerin düzenli katılımla yapılması gerektiğini düşünüyorlar, o yüzden de hiç vakit ayıramıyorlar. Oysa yapılan iyilikler paylaşılınca birilerine ilham oluyor; birileri bir yerlerinden ipin ucunu tutuyor, sonra diğeri devamını getiriyor. İmece usulü… Elbette gönüllülük hele çocuklarla olduğunda düzen ve istikrar istiyor; ama sürekli projelere katılamıyorsanız da ipin bir yerlerinden tutabileceğiniz başka olanaklar da var demek istiyorum. Nice öğrenim birimlerinde, ve kim bilir daha başka kaç vakıfta bir seferlik bile olsun yapabileceğimiz o kadar çok şey var ki!

  • Hobi olarak fotoğraf çekiyorsanız, doğumgünlerinde ve etkinliklerde gidip çocukların fotoğraflarını çekebilirsiniz;
  • Dikiş dikiyorsanız çocuklara kostüm dikebilirsiniz;
  • Onlarla resim yapabilirsiniz;
  • Onlarla birlikte bir yerlerde yemek atölyesi yapabilirsiniz;
  • Hiçbir şey olmasa gidip bir kitabın bir bölümünü seslendirebilirsiniz vb…

Ben de çıkardım şimdi kendi denizimden bu hikayeyi, attım sosyal medyaya! Belki birileri alır, üstüne bir şeyler katar, ve tekrar denize atar… İster anlatın, ister denize atın, isterseniz de sosyal medyaya katın; Yeter ki iyilikler ve güzellikler yapılsın!

Yaptığım iyiliği sessiz sedasız tek başıma denize atmayıp, yanıma yoldaşlar ararken bir de üstüne bu olaya vesile olduğum için teşekkür aldım, daha ne olsun 🙂 Deniz Hanım, Nazan Hanım, Ebru ve Bikem, asıl ben sizlere yüce gönülleriniz için teşekkür ederim!

Tüm çocuklarımızın dünya çocuk gününü kutlar ve en çok da hayatına dokunmamızı sağlayan bu imkanı yarattığı için; hem kendi doğumgününde hem de benim doğumgünümde yüreğimi ısıttığı için Hüseyin’e çok teşekkür ederim!

Ben kendi hayalim adına Temmuz ayından beri üç çocuğa yakından temas ettim; ama ben mi onlara bir şey öğrettim yoksa onlar mı bana, işte orasına emin değilim 🙂  Kaldı 999.997 çocuk! #direnAyşe

Her daim midenizde kelebekler uçuşturacak hayallerinizin olması dileğiyle,

Ayşe Yazgan

 

Reklamlar

Hayaller, İyilikler, Çocuklar : Hayallere Giden Yolda 5 Adım

Geçen yılın Temmuz ayında, yine bir Koçluk eğitimimizde hayalleri konuşuyorduk. Soru şuydu: “Hayattaki en büyük hayaliniz nedir?” Aklıma ilk gelen şey ise: “Ben çocuklar için bir kitap yazmak istiyorum; bir gün 1 milyon çocuğa dokunmak, ulaşmak; ve onları hayallerinin peşinden gitmeye teşvik etmek için anlatmak istediklerim var!” oldu.

“Benim yıllar boyunca onlarca kitap okuyarak, varoluş felsefesinin ve zaman zaman hayatın dibine vurarak, binbir workshop’a ve eğitime katılarak zaten doğuştan bildiğim şeyleri hatırlamak için; ve sonra bir de üstüne yıllarca yanlış öğrenmiş olduğumu fark ettiğim şeyi değiştirmek için harcadığım yılları onlar harcamasınlar istiyorum!” diye haykırdım birden.

Nereden başlayacağıma, nasıl yapacağıma dair hiçbir fikrim yoktu ama beni heyecanlandıran bir hayalim vardı, o da bana yetti ve hayalimi bir gün gerçekleşmesi ümidiyle bir kenara park ettim.

Daha o zaman Hüseyin’i tanımıyordum bile; Darüşşafaka’da gönüllü koçluk projesi olduğundan, ve benim de bir gün orada iki öğrencim olacağından haberim yoktu daha…

Park ederken de aldı beni bir düşünce her zamanki gibi: sahi biz ne zaman hayal kurmayı bırakmıştık? Çocukken çok geniş bir hayal dünyası olan ben bile, profesyonel koçluğa geçene kadar, kurumsal hayatın telaşelerinde hayallerimi ertelemiyor muydum?

SAHİ NE ZAMAN BIRAKTIK BİZ HAYAL KURMAYI?

“Bir hayalperestle birlikte olmak” yazımda belirttiğim gibi daha çok tercih ettiğim İngilizce karşılığıyla bir “dreamer” yani hayalperest olan bendeniz de hemen çocuklara ve içindeki çocuğun sesini arka plana alanlara hayal kurmayı hatırlatmak için aşağıdaki yazdım:

HAYALLERE GİDEN YOLDA 5 ADIM:  Okumaya devam et Hayaller, İyilikler, Çocuklar : Hayallere Giden Yolda 5 Adım

Hayaller, İyilikler, Çocuklar 2 : Hüseyin’le Bizim Hikayemiz

Geçen sene bir koçluk eğitimimizde hayalleri konuşurken, benim en büyük hayallerimden birinin de 1 milyon çocuğa ulaşmak ve onları hayallerinin peşinden gitmeye teşvik etmek olduğunu Hayaller, İyilikler, Çocuklar: Hayallere Giden Yolda 5 Adım“ adlı yazımda belirtmiştim.

Demiştim ki daha o zaman Hüseyin’i tanımıyordum bile; geleyim Hüseyin’le bizim tanışma hikayemize…

Temmuz ayındaki hayallerimizi konuştuğumuz koçluk eğitiminden sonra aradan birkaç ay geçti; Eylül ayında TEGV’in Yeniköy birimi gönüllü eğitim toplantısına katıldım. Birim sorumlusu Nazan Hanım, toplantı arasında güncel bir anektodu anlattı: “Hüseyin adlı 11 yaşındaki arkadaşımız doğumgününü kutlamak istiyor, ancak dışarıda kutlama imkanı yok. Doğumgünü Aralık ayında ama şimdiden eliyle davetiye yazıp panoya asmış. Artık duyurusunu yapmış, nasıl yapacağız bilmiyorum ama bir şekilde burada yapacağız” dedi. Toplantı sonunda dayanamadım ve Nazan Hanım’ın yanına gidip, “Davetiyeyi görebilir miyim?” dedim.

  • Kendi durumunu bilip, bunu gurur meselesi değil, gerçekliği olarak kabul edebilip değiştirebilecek kadar olgun;
  • Aylar öncesinden doğumgününü planlayacak kadar sorumluluk sahibi ve istekli;
  • O doğumgünün orada kutlanacağından bu kadar emin; davetiyesini el yazısıyla yazıp kararlı bir şekilde panoya asacak kadar özgüven sahibi 11 yaşındaki bu genç erkeği tanımazsam olmayacaktı belli ki!

Nazan Hanım’a “Hüseyin’in doğumgünü kutlamasının tüm sorumluluğunu almak istiyorum” dedim ve çıktım o günlük oradan. Ardından bir arkadaş grubu toplantısında bu durumdan bahsettim.  Purple&Purple sitesinin kurucuları Ebru ve Bikem arkadaşlarım, hayalime giden bu yolda beni yalnız bırakmayan ilk yoldaşlarım oldu.

Ancak Hüseyin’i mutlu edelim derken, pozitif ayrımcılık yapıp diğer çocukları mutsuz etmeme gibi büyük bir sorumluluğumuz vardı! Birkaç fikir ve buluşma sonrası, önce Hüseyin’in doğumgününde; ardından tüm çocukların doğumgünlerinde kullanabilecekleri çerçeve ve süsleri Purple&Purple Ebru ve Bikem hallettiler: Tüm çocukların doğumgünlerinde poz verip fotoğraf çekilebilecekleri harika bir çerçeve, ve doğumgünlerinde kapıya asılacak TEGV doğumgünümü kutluyorum posteri yaptık.

IMG-20131220-WA0052 (1)
Bu gülümseme her şeyi anlatıyormuş aslında, bunca yazıya pek de gerek yokmuş!

Bana da pastayı organize etmek kaldı. Birkaç bilindik pastanenin şubesini arayıp durumu anlattım, sosyal sorumlululuk projesi olarak sponsor olmalarını istedim; ama hiç birinden olumlu yanıt alamadım. Pes etmedim, internetten telefon numarasını bulup Divan’ın Pazarlama bölümünü bağlamalarını istedim. Reddedilmeye alışmış, hafif de süngüsü düşmüş ama inatla pes etmeyen bir ben ve birden karşımda enerjik ve içten bir ses; sesi duyunca dedim, “galiba oldu bu iş!” Ve evet, Divan Pazarlama Yöneticisi Deniz Hanım beni kırmadığı gibi, tüm pasta organizasyonunu memnuniyetle üstlendi ve Hüseyin’i şoka sokan kocaman bir pasta gönderdi eğitim birimine 🙂

Image
“Ne kadar büyük bir pasta! Sahiden benim için mi?” diyerek şoka giren Hüseyin 🙂

Aylarca yazmadım bu hikayeyi, oysa içime işledi Hüseyin! Aradan yine aylar geçti, ben telaşelerimde, Hüseyin okulunda. Ocak ayında doğum günümde, birçok dost bildiğim insan aramadı diye tam hüzünlenirken telefonum çaldı, ekranda gözüken isim Nazan Hanım’dı ama karşıdan gelen ses genç bir delikanlının sesi: “Doğum günün kutlu olsun Ayşe Abla!” O an aramayan onlarca eski dostun yerini kapladı yüreğimde Hüseyin’in sesi. Eski dostların da bir telaşesi vardır elbet, olsun varsın; Hüseyin unutmadı ya, Hüseyin unutmadı ya!

Ayrıca, meğer o yıllarca yanlış öğrendiğim şeylerden biri de “iyilik yap denize at” mış. Hüseyin bana onu da hatırlattı…Onu da bir sonraki yazıda yazdım: Hayaller, İyilikler, Çocuklar 3: İyilik Yap ama Denize Atma, İlham ol!

İster anlatın, ister denize atın, isterseniz de sosyal medyaya katın; Yeter ki iyilikler ve güzellikler yapılsın!

Yaptığım iyiliği sessiz sedasız tek başıma denize atmayıp, yanıma yoldaşlar ararken bir de üstüne bu olaya vesile olduğum için teşekkür aldım, daha ne olsun 🙂 Deniz Hanım, Nazan Hanım, Ebru ve Bikem; asıl ben sizlere yüce gönülleriniz için teşekkür ederim!

Tüm çocuklarımın dünya çocuk gününü kutlar ve en çok da hayatına dokunmamızı sağlayan bu imkanı yarattığı için; hem kendi doğumgününde hem de benim doğumgünümde yüreğimi ısıttığı için Hüseyin’e çok teşekkür ederim!

Daha önce de dediğim gibi ben kendi hayalim adına Temmuz ayından beri üç çocuğa yakından temas ettim; ama ben mi onlara bir şey öğrettim yoksa onlar mı bana, işte orasına emin değilim 🙂 Kaldı 999.997 çocuk! #direnAyşe

Her daim midenizde kelebekler uçuşturacak hayallerinizin olması dileğiyle,

Ayşe Yazgan

Nazan Hanım ve Hüseyin doğumgünü çerçevesiyle bizim için poz verirken...
Nazan Hanım ve Hüseyin doğumgünü çerçevesiyle bizim için poz verirken…

IMG-20131220-WA0040

Zaman dediğin…

Yahu bu günün 24 saat olması gerektiğine hangi çağda karar verildi bilen var mı?

Her şey modern dünyaya adapte edilip, revize edilirken; ve bu kadar hızlı bir çağda yaşarken 24 saat de nedir? Bir el atalım da değiştirelim gençler… #occupytime

Günler nasıl geçiyor anlayamaz oldum! Son 1 ay; cidden 1 ay mıydı yoksa 1 hafta mıydı?! Kulakları çınlasın-daha doğrusu RIP Einstein- sözüm meclisten dışarı, senin teorem ok de, yani işte görecelilik de bir yere kadar! 🙂

Does anyone know in which era, the day was determined to be 24 hours?

How can 24 hours be enough, in an era where everything is “fast”? How come a day can still be 24 hours when everything else is revised and adapted to the modern era? RIP Einstein and his relativity theorem…

It’s time for a revolution in time! #occupytime