Aylık arşivler: Mayıs 2014

Dönüşümün Habercisi Kaos

Aysosh’un içsel gündemi, Türkiye’nin gündemiyle yarışır halde! Özellikle son bir yıldır o kadar paralel gidiyor ki: büyük değişimler, azımsanmayacak kadar büyük ancak artık “normalleşen” dönüşümler

Tıpkı Türkiye’den bi’haber biri gelip “neler oluyor? Anlatsana,” diye sorsa hepimizin vereceğimiz cevap gibi:

“Hangi birini anlatayım? Her biri, birbirinden büyük, kocaman kocaman olaylar. Öncelikler ve gündem her hafta, her gün; hatta saat başı değişiyor!”

Özetle: kaos var gibi duruyor; gündem kalabalık ve yoğun, ama görebilen gözler için aslında bazen çooook güzel şeyler oluyor! Üstelik daha da büyük bi’ dönüşüm kapıda…

Ayşe Yazgan

Reklamlar

Kömür karası…

Bazıları daha çok etkilenir çevresinde olan bitenlerden, üzülenin yanında üzüntüsü artar, sevinenin yanında sevinci. Ben de o duyarlılığı ve empati yetisi yüksek olanlardanım. O yüzdendir ki tv izlemiyorum, çünkü izleyemiyorum. Yüreğim kaldırmıyor! Haberler, haber değil; diziler gerçekçi değil; hep entrika, hep kötü haber, hep acı haber!

Devam etmiyor hayat benim için, devam edemiyor! Bütün gün aklımda o okuduğum/ izlediğim haberi, ruhumda yaşananların acısını, boğazımda o acının düğümünü taşıyorum. Çünkü çaresiz hissediyorum. Birilerine -senin, benim parçası olduğumuz bütünün parçalarından birilerine- bir şeyler oluyor ve ben hiçbir şey yapamıyorum!

20140514-100624.jpg

Özgürlük

“Özgürlük deyince ben Eflatun’un ünlü Devlet çalışmasında tasvir ettiği mağarayı düşünüyorum. Bilindiği gibi mağaranın içinde vücutlarından duvara bağlı olan esirlerin arkalarından bir ışık gelir ve gölgelerini karşıdaki duvara yansıtır. Esirler ışığı göremedikleri için gölgelerinin de ne olduğunu bilmezler. Ta ki gün gelir, bağlar çözülür, esirler kafalarını arkaya dönerler ve ışığı görürler. İşte özgürlük o anda başlar ve verdiği ilk duygu, göz kamaşması yani acıdır. Gözleri kamaşan kimi esirler tekrar vücutlarından duvara bağlanmayı bile düşünürler, çünkü ışık ile gölge ve kendileri arasındaki bağlantıyı hemen kuramazlar, kafaları karışır. Demek ki özgürlük cesaret işidir. Işığa gözünü dikip bakma cesaretini gerektirir. Dolayısı ile de özgürlük zordur, herkesin harcında yoktur. Kimileri ömürlerini rahat koltuklarında geçirmeyi ışığa bakmaya yeğlerler.”

Sosyolog Ayşe Kadıoğlu’nun yazım diline bayıldım!  “Göbek bağı: Annelik, Özgürlük ve Esaret” adlı yazısından kıssadan hisse yaptığım özgürlük hikayesi….

Aslında konu oldukça derin bir sosyolojik olgu ama Ayşe Kadıoğlu’nun yazının içerisine oldukça üsturuplu yerleştirerek anlattığı hikayeler; kültürel ve içsel zenginliği sayesinde karşımda sohbet ediyormuşcasına bir solukta okudum! Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Telafi Yılı 2013; Uyanış Yılı 2014

2013…

Olaylar, insanlar, yaşananlar! Hepsinin bir şeyleri sembolize ettiğine inanlardanım ben. Yeni yıla da “sadece 1 gün değişti” diye bakamıyorum çünkü her yeni yıl benim için yeni başlangıçları simgeliyor aynı zamanda…

Eylül’de başlarım yeni yıla hazırlanmaya aslında, nekahet döneminde; kafamda şekillenmeye başlar yeni düşler, yeni düşünceler… Sonra Aralık ayını geçmiş yılın muhasebesini yaparak geçiririm sonrası ise yeni düşlerin gerçekleşmesi için hazırlık 🙂

Bu sene Aralık’ta düşündüm yine; 2013’de kendime ne kattım, neler öğrendim; farklı olan ne ve bundan sonra bu öğrendiklerimle ne yapmak istiyorum diye…

Tam da burada Google Zeitgeist 2013 videosu çok anlamlı geldi 🙂

Şöyle bir 2013 resmine bakınca 2012’de kendimi epey ihmal etmiş olduğumu gördüm, o yüzden de 2013 “telafi yılım” olmuş benim; kendini yeniden buluş; kendine, yani yuvaya dönüş yılı…

Telafi edilecek sonlar olmuş hep; kaybedişler… Ama aynı zamanda her son yeni bir başlangıç olmuş!

2013’de tüm “o anda” sahip olduklarımdan arınmışım: sahip olduğum statüler, bana ait olduğu sanrısına kapıldığım insanlar; kim olduğuma dair kimliklerim, sahip olduğum mallar, mülklerim; evim, işim, arabam, kıyafetlerim, düşüncelerim hepsini ama hepsini değiştirmişim!

“Sen neye ve kime kendinden daha fazla bağımlanırsan, senden alırım. Kaybet diye değil, kendini keşfet; asıl hazineyi kazan diye!

Gitmeli ki, kendinden başka kimseye ya da nesneye ihtiyacın olmadığını gör diye! Kaybettiklerine kızma, kazandıklarını fark et…” der gibi…

Kast ettiğim muhtaç olmadan, kendine yeterken sahip olmak; bağımlı olmak yerine her şeyin kiralık olduğunun bilinciyle “bağlı” olmak; olmazsa da olur ama olursa pek güzel olur mantığıyla yani:)

Yaşanırken, içinden geçerken zordu elbet. Geçmişte yaşadıklarımdan pişman olmamam, keşkeler yerine dersler çıkarmam ve her ne oluyorsa benim için “mükemmel” olduğuna sonsuz olarak inanıp geleceğe güvenle bakıyor olmam gerçeği değiştirmiyordu: tüm bunlara inanırken aynı zamanda “o an” içim acıyordu!

2013’de kendi içime çekildim, dışarıdaki sesleri susturup içerideki sesleri dinledim ve neleri değiştirmem gerektiğini düşündüm. Tıpkı uçağın en çok enerjiyi kalkarken harcaması gibi, ben de her şeyi değiştirirken çok fazla enerji harcadım ve enerjim ancak kendime yetebiliyordu. O yüzden de dış dünyadan soyutladım arada kendimi.

Şimdi ise 2014’de dışarı açılma zamanı! İçeri döndüm, derslerimi çıkardım ve 2014’e hazırlandım. 2012 “Kayıp Yıl”, 2013 “Telafi Yılı” idiyse, 2014 de “Denge ve Uyanış Yılım”!

Bu sefer hem kendimi ihmal etmeden, hem de inzivamdan çıkarak dışarıya açılma yılım…

(2014 ile ilgili yazımı da okumak isteyenler için: 2014 Uyanış Yılı)

2014 hepimize her gün yaşamanın ve sevmenin güzelliklerini hatırlatan bir yıl olsun! 

Ayşe Yazgan

Aralık 2013