Aylık arşivler: Temmuz 2014

Koçlukta Değerler ve Aysosh’un Temel Değerleri

Koçlukta temel olarak kullanılan değerler kavramı: bizi biz yapan, bizim için önemli olan ve onlar olmazsa hayatımızda bir şeyler eksik duygusu yaratan özelliklerimiz, öncelliklerimizdir. Bir nevi, hayattaki misyonumuz, vizyonumuz, anayasamız gibi…

Birçok yazıda kendimden örnek verirken, örnekleme açısından hep değerlerime referans veriyorum. Her yazıda uzun uzun anlatmak fırsatı olmadığından, Aysosh’un Temel Değerleri özel sayısını oluşturdum:

Bir kere en büyük değerim özgürlük! Özgürlük değerimden daha önce de sık sık bahsetmiştim. Özgürlük ile kast ettiğim, istediklerimi yapmaktan ziyade, istemediğim şeyleri yapmamak; özetle kendimden vazgeçmemek.

Onunla beraber başı çeken değerim kişisel gelişim, yani kendimi tanımak ve fark ettiklerimi ne yapacağımı düşünüp durmak, sonra da uygulamaya koymak. Hemen arkasında sorumluluk duygum, yani başladığım işi bitirmek, sonucunu görmek ve aile değerlerim takip ediyor. Bir de, öncesinde desem değil, sonrasında desem değil; hepsini kapsayan “integrity” yani özü sözü bir olma hali var. Her ne yaparsam en ideal olan, en adil olan ve hem kendi içinde hem de diğerleri içerisinde en tutarlı olan davranış ve uygulamayı yapmam gerek gibi bir duygu…

Hani insan çocuklarının hangisini daha çok sevdiği sorusuna cevap veremez ya; benim de temel değerlerimin hepsinin yeri ayrı. Tabi bunlar başlıcaları, başka birçok değerim var ve zaman zaman öncelikleri değişiyor…

İnsan bu temel değerleri yerine getirmezse mutsuz olmuyor belki ama tatminsiz oluyor; değerler onurlandırılamayınca hep bir şeyler eksik duygusu ortaya çıkıyor! Ve bu değerlerin farkında olmayınca adı konamayan bir dert içimizi dır dır dır kemiriyor…

Koçluk ilişkisinde ilk iş olarak bu değerlerin bulup çıkarılması için çeşitli yöntemler kullanılarak, farkındalık oluşturuluyor,  yani o huzursuzluğun adı konuyor; daha sonra da bu değerlerin kişinin hayatında belirleyeceği hedefler ve alacağı aksiyonlarla dengelenerek daha ideal ve “fulfilled” yani tatmin olunmuş bir yaşam yaşaması amaçlanıyor.

(Bu vesileyle ne iş yaptığımı bir türlü anlatamadığım Almanya’daki tüm akrabalarım, eve sipariş getiren bakkal amcam, ve temizlik yaparken gereksiz (!) gördüğü eşyalarımı aradığımda bulamayacağım yerlere koyan sevgili Fidan Abla’ma sevgilerimi göndermek istiyorum…)

Aysosh’un Gözlemevinden Bodrum Gözlemleri pek yakında…

Bu sene Temmuz ayını Bodrum’da geçirdim. Geçen sene kurumsal yaşamı bırakırkenki hayallerimden biriydi bu. Şükürler olsun ki son bir sene içerisinde hayallerimin hemen hepsini gerçekleştirdim, ve bu yaz yerine yenilerini ekledim. Hemen “hayat sana güzel Ayşe!” diyenleri duyar gibiyim. “Bir saniye açıklayabilirim, benim hayalimdeki bu değildi ama!” 🙂

Şaka bir yana, gerçekten ideal Bodrum senaryom bu olmasa da, bu bir ay bana bambaşka güzellikler getirdi. Her şeyden önce bir ay trafik ve kamyon görmedim! Hayır, tabi ki İstanbul’da kamyon şoförlüğü yapmıyorum, hatta sabah dokuz-akşam altı bir işim olmadığı için trafiğe bile denk gelmiyorum elbette ama bunu bilmek bile insana huzur veriyor demek istiyorum. En güzeli de götürdüğüm onbir kitabı da okumuş olarak; bir sürü gözlem, fikir ve ailemle ve dostlarımla doya doya geçirilen anların deneyimiyle döndüm. Özellikle ailemle son bir senede yeni bir iş, yeni bir hayat ve yeni bir ben yaratırken, arta kalan enerjim ve zamanım sınırlı olduğundan çok fazla vakit geçirememiştim…

Şükredecek ne de çok şeyimiz var! Bazen ne çok alışıyoruz otomatik yaşamaya, kısa süreli de olsa kaybedince daha da iyi anlıyorsun kıymetini… Filtre kahve makinem, evin her köşesinde full çeken sınırsız internetim, yazılarımı yazdığım koltuğum, meditasyon köşem, kitaplığım; abartmıyorum eve girince daha bavulumu açmadan hepsini tek tek ziyaret ettim! Üstelik meğer öyle bir düzenek kurmuşum ki, tüm teknolojik aletlerimi oturduğum yerde şarj edebiliyor ve aynı anda erişebiliyorum; ne büyük lüksmüş. Küçümsemeyin, oldukça önemli bir konu; sahil kenarında tatil görünümlü iş ve hasta bakıcılığı yaparken ve tam önemli bir email atacakken, elinizde şarj aletiyle fıldır fıldır priz ararken görürüm sizi!

Bayram sonrası akşamları balkonu püfür püfür eserken yasemin kokusunu burnuma kadar getiren, gece geç saatlere kadar çalışırken bana kuş seslerinin eşlik ettiği evimi; beyaz-mavi renkleriyle içime huzur veren salonumu, en çok da kendi ellerimle inşa ettiğim pembeli-beyazlı, ilham akıtan kara tahtalı çalışma odamı çok özleyerek ve Bodrum’u içime çekmiş; aklımda ve arkamda hiç bir şey bırakmadan ama en yakın zamanda tekrar görüşmek üzere; koşa koşa döndüm İstanbul’a. Ve eve girer girmez filtre kahve makinesinin düğmesine basıp, sınırsız internetimin nimetleriyle gözlemlerimi kaleme almaya başladım…Ha sahi, daha İtalya ve Almanya gözlemlerimi de paylaşmamışım ki ben! Ortaya karışık: Evimi çok seviyorum! Bodrum’u da çok seviyorum! İtalya’yı da çok seviyorum! Kahveyi de çok seviyorum! Ailemi de dostlarımı da çok seviyorum! Yaşamayı seviyorum! Tekrar iyi bayramlar ve 10 Ağustos’ta lütfen oy kullanın! Gözlemlerim çok yakında…