Aylık arşivler: Eylül 2014

Sürprizler, Renkler, Tezatlar: Hayat

Tekdüzeliği sevmem, yenilikleri, değişiklikleri, sürprizleri severim…

Tekdüzelikten çıkmak için radikal değişimler yaptığım da doğrudur. E işini değiştir, hayatını değiştir, nereye kadar! Ufak değişiklikler ile de tekdüzelikten çıkabildiğimi fark etmem iyi oldu cidden.

Renk renk yastık kırlentlerim, binbir çeşit mumlarım var benim. Salonun renklerini 2-3 ayda bir değiştiririm, koltuğun üstüne bazen pembe, bazen mavi, bazen kırmızı bir şal atar; ona uygun renklerdeki mumlarımı, yastık kırlentlerimi dizerim. Oldu mu sana yeni bir salon!

renkli evim

Çalışma odası desen, zaten kendisini baştan yarattım, DIY sayfasında before-after halleri malumunuz. Masanın yerini, divanın üstündeki yastıkları, karatahtayı da sık sık değiştirdiğim doğrudur. Kendimde ise, modası geçmiş fulardan bozma bir bandana ya da diğer takılarımla hiç de uymayan tezat renkli bir kolye ya da bileklik…

fulardan bozma bandana

Kimi kadın hayatında değişiklik istediğinde saçıyla oynar; ben de yastık kırlentleriyle, evimle, detaylarla, renklerle oynuyorum işte.

Sürprizler kısmına gelince, onun için de basit formüllerim var. Kitap falı, müzik falı, film-dizi falı bakarım. Çok eğlenceli tavsiye ederim! Nasıl mı? Ya o anda okuduğum kitabı, ya da kitaplıktan rastgele bir kitabı çekip, rastgele bir sayfasını açıyorum: karşıma çıkan ilk satırı okuyorum. İnanmazsınız her seferinde, o anda hayatımda yaşadığım bir şeyle ilgili bir şey çıkıyor karşıma. Ya da ben parçaları birbirine bağlama ve anlam çıkarma ustası olduğum için anlamak istediğimi anlıyorum 🙂

Hayatın herkesle bir şekilde iletişime geçtiğine, benimle de yazılı olarak iletişim kurduğuna inandığım için belki de…

Öyle ya da böyle, düpedüz eğleniyorum, keyif alıyorum.

Şu anda okuduğum Alain de Botton- Aşk Üzerine‘den rastgele bir sayfa:

Aşk Üzerine- kitap falı
Aşk Üzerine- kitap falı

Dikkat: Kitap falının tehlikesi, bana şu anda olduğu gibi henüz okumadığım sayfalardan birini açarsam spoiler içermesi! Tüm süprizlerde olduğu gibi risk ve getiri meselesi…Bu arada sayfadaki “sürpriz” kelimesi dikkatimi tabi ki celp etti…

Film ve diziler de o anda hayatımda nasıl bir dönemdeysem öyle denk geliyor. Mesela bu aralar Sopranos dizisini izliyorum. Hayır mafya değilim tabi ki! Tony’nin farkındalıklar yaşadığı ve hayatının sorumluluğunu aldığı bir sezondayım. Tony S. önceki sezonlarda yıllarca terapiye gidip hayatının sorumluluğunu almıyor, terapistini suçluyor dertlerine derman olmadığı için. Sonra annesini suçluyor, hayatı suçluyor, şartları suçluyor. Bu sezonda ise, ölümden dönüyor ve değişik bir adam oluyor, en son yoğun bakımdayken hastane odasında şu yazıyı buluyor: “Sometimes I go about in pity for myself, and all the while, a great wind carries me across the sky.” 

“Bazen kendime acıyacak gibi oluyorum ve o sırada harika bir rüzgar beni gökyüzüne taşıyor.”

Müzik falı için playlist random-rastgele çal seçeneği de aynı şekilde tıkır tıkır işliyor. Aşk Üzerine kitap falı bakarken playlist’te ne çalsa beğenirsiniz: Travis- Love will Come Through.

Bu satırları yazarken Pink- Try çalıyordu.

Şimdi ise Rodrigo’nun gitar konçertosu

İşte ben bu tezatları seviyorum, bu rengarenkliği seviyorum, bu küçük sürprizleri seviyorum! Hayat da zaten bu basit sürprizler, tezatlar ve renklerin birleşimi değil mi? E ben hayatı seviyorum yahu!

Rengarenk ve sürprizlerle dolu bir hafta olsun…

İyi haftalar,

Ayşe Yazgan

<a href=”http://www.bloglovin.com/blog/12925263/?claim=7f8pbtz4h24″>Follow my blog with Bloglovin</a>

Reklamlar

Gerçeği kelimelerin ve kavramların ardında aramak…

Ne çok boşaltıyoruz kelimelerin içini, kelimelerin içi boşaldıkça benim içimi hüzün kaplıyor. Evrende boşluk kalmaması, “debit-credit hesabı” gibi dengelenmesi böyle bir şey işte: kelimelerin, kavramların içi boşaldıkça benim içim şişiyor!
İçimi hüzün kaplayınca, alıyorum elime klasiklerden birini. Böyle zamanlarda en yapılmaması gereken şey aslında ama n’aparsın? Kanatmak istiyorsun bazen yarayı. Kanasın ki, iltihap aksın…
Aldım elime Sabahattin Ali’yi, iyice içimi hüzün kapladı iyi mi! Neden bu güzel cümleleri ben düşünemedim? Bana söyleyecek söz bırakmadığı için, içten içe kızarım bu “iyi” edebiyatçılara, felsefecilere! Hem kıskanırım, hem hayran olurum, hem de gücenirim: benden daha cesur oldukları için…
20140503-232522.jpg
Ah Sabahattin Ali ah! Seni de, Nietzsche’yi de okurken, hissettiğim duygu hep isyan! “Ama haksızlık bu! Benim bu cümleleri yazamamış olmam haksızlık! Beni kimsenin Maria Puder’i seven Raif gibi sevmemiş olması haksızlık! Maria Puder’in Raifi’i zamanında sevmemiş olması ise külliyen haksızlık!”
“Alayına isyan” ergen modum geçip de sakinleşince anlıyorum ki benim asıl isyanım bunları düşünememiş, yazamamış olmak falan değil. Benim asıl isyanım o çağda yaşamamış olmak! O aşkı, kelimelerin içinin dolu dolu yaşandığı o dönemi yaşamamış olmak. Düpedüz korkuyorum ya yaşayamazsam diye! Tüm öfkem bundan dolayı. Fark edince öfkem geçiyor, yine içimi hüzün kaplıyor. Sonra umut geliyor: korkumu dillendirmemi şefkatle bir köşede bekleyip, ben gerçeği fark edince yanıma yanaşan en yakın dostum.
Tatlı bir hüzün, tatlı bir karmaşa, tatlı bir umut içerisindeyim: Bir taraftan o çağda yaşamamış olmanın isyanını ve hüznünü yaşarken, bir yandan da bu çağın getirdiği teknolojinin nimetleri aracılığıyla bu satırları paylaşmaya utanıyorum, yine de yapıyorum!
  • Kelimeleri, kavramları birlikte didikleyebildiğim insanlar var hayatımda, benim kadar onlara değer veren; şükrediyorum.
  • Koçluk, etimolojiye – köken bilimine- yakın olduğu için şükrediyorum. Etimolojinin wikipedia’daki tanımı şöyle: “Etimoloji kelimesi de asıl, hakiki, gerçek anlamındaki ὁ ἔτυμος (ho étymos) ile söz, kelime anlamındaki λόγος / lógos kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuştur.”
  • Gerçeği kelimelerin ve kavramların ardında, sorular sorararak buldurduğu için ve bu mesleği icra edebildiğim için şükrediyorum.
Ve hepimize harika bir Çarşamba günü diliyorum…
Ayşe Yazgan

Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünürüm.

Sabahattin Ali

Top 3 Kariyer Koçluğu Şehir Efsanesi

1. Efsane: Kariyer koçu iş bulmama yardımcı olur, hatta işe yerleştirir.

Gerçek: Kariyer koçu bir işe alım uzmanı ya da işe yerleştirme uzmanı değildir. İşe yerleştirme sürecinde isteklerinizin ve değerlerinizin farkında olmak ve hedef belirleme konusunda “koçluk” yapar.

2. Efsane: Bir koçluk görüşmesi yeterli olur ve bu görüşmede kariyerimdeki tüm sorunlarımın üstesinden gelirim.

Gerçek: Kariyer koçluğu ilişkisinde, altı ay ile bir yıl süresince düzenli olarak ortalama sekiz ile on görüşme- birebir seans yapılır.

3. Efsane: Kariyer koçu, işe giriş ve kariyerim konusunda tavsiyeler verir.

Gerçek: Kariyer koçu – mentorluk ya da danışmanlık yapmadığı sürece- tavsiye veya sorularınıza cevap vermez. Sorularınıza, soruyla cevap vererek ve kendi cevaplarınızı bulmanızı sağlar.

joke

İyi haftasonları,

Ayşe Yazgan

14 Eylül 2014

Koçluk ve Mentorluk

Hiç sevemedim şu “bu budur, bu da budur!” cümlelerini, ama işte bazen bilgi verirken ve tanımlamalara girerken gerekiyor, elden ne gelir? Baktım bu aralar, “KOÇLUK” mesleğinin tanımı ile bir sürü kafa karışıklığı var, benim de misyonum koçluk mesleğinin toplumda doğru algılanması ve daha çok insana ulaşmasına katkı sağlamak olunca, konuya bir sürü dır’lı dur’lu cümle ile iştirak ettim, buyrunuz koçluk ve mentorluk arasındaki fark üzerine yazım.

Koçluk ve mentorluk, birbiriyle çok fazla karıştırılan; hatta çoğu zaman elele giden ancak temel noktalarda bir o kadar da farklı olan iki meslek…

Koçluk, coachee yani danışanda farkındalık yaratılması ve danışanın isteklerinin, koç tarafından sorulan güçlü sorular ile KENDİSİNE buldurulması.

Mentorluk ise, ilgili konuda bilgi ve tecrübe sahibi olan bir kişiye danışılması.

Koç kendi görüşlerini ve tavsiyelerini sunmaz; coachee-danışanının isteklerini buldurmak üzerine çalışır; mentor ise bilgi ve deneyimleri çerçevesinde kendi görüşlerini ve tavsiyelerini direkt iletebilir.

Koçluk ve mentorluk arasındaki en büyük fark ICF Etik Kuralları çerçevesinde çalışan profesyonel bir koçun tavsiye vermemesidir.

Örneğin, “MBA yapmalı mıyım?” sorusuna bir koç soru sorarak cevap verirken; mentor kendi tecrübelerinden yola çıkarak MBA’in artı ve eksilerini sıralar. Dolayısıyla da eğer kendisi MBA yaptıysa ve memnun kaldıysa önerir. Memnun kalmadıysa doğal olarak önermez…

Tavsiye paylaşımı “Koçluk” adı altında yapılmadığı sürece bunda bir sakınca da yok. Hatta kimi durumlarda koçluk ve mentorluk birlikte yapıldığında verimlilik artıyor ve süreç hızlanıyor. Örneğin, çoğu zaman kısa süre içerisinde yapılan bir iş görüşmesine hazırlık için danışanlar, koçluk ve mentorluk hizmetlerini birarada almayı tercih edebiliyor.

Özetle, danışanın hangisine ihtiyacı olduğu önemli. Tavsiye istiyorsa mentorluk, farkındalık ve uzun vadeli hedef belirlemek istiyorsa koçluk yapılmalı; her ikisini de istiyorsa danışana ayrımı belirtilmeli.

Ancak mentorluk alırken, mentorun görüşleri doğrultusunda hareket edildiğinin farkında olunması gerekir. Mentordan görüş ve tavsiyelerini alan kişinin, yine kendisine dönüp bu aldığı tavsiyelerin ne kadarının kendisine uygun olduğunu, hangi tavsiyelerin değerleriyle örtüştüğü, kendi isteğinin ne olduğunu belirlemesi gerekir. Bu noktada da devreye koçluk girer.

  • MENTOR Cevaplar sunar.
  • KOÇ Sorular sorar.
  • MENTOR danışana tavsiye ve görüş verir.
  • KOÇ danışana kendi görüş ve isteklerini buldurur.
  • MENTOR ile yapılan çalışmalar, mentorun duygu ve deneyimleri; iş, aile ve sosyal çevresi tarafından belirlenir, şekillenir. Odak noktası ve data sağlayıcı MENTORDUR.
  • KOÇ ile yapılan çalışmalar, danışanın duygu, deneyimleri; iş, aile ve sosyal çevresi tarafından belirlenir, şekillenir. Odak noktası ve data sağlayıcı COACHEE-DANIŞANDIR.
  • MENTOR dışarıdan bilgi sunar.
  • KOÇ içerideki bilgiye ulaşılmasını sağlar. 

İyi haftalar

Ayşe Yazgan

13 Eylül 2014

GEÇİNMEYE GÖNLÜ OLMAYANA NE YAPSAN BOŞ KIZIM!

Hani olmayanı oldurmaya çalıştığınız zamanlar vardır? Olmayacağını bilirsiniz içten içe ama işte “ya olursa!” diye de zorlar durursunuz. Hah, işte! Son bir yıla kadar benim hayatımın çoğu öyle geçti! Hatta olmayanı oldurmaya çalışırken geçen süreye Ayşe’nin hayatı bile diyebiliriz 🙂

Şaka bir yana, mücadeleci bir yapım var evet ve oldurduklarım da oldu tabi, çok da güzel oldu ama o olmayacakları oldurmaya çalıştığım arada çok yıpranmış, çok yorulmuşum meğer. “Olur’una bırak” kelimesinin içeriğini, kıymetini ve doluluğunu hayatın beni, benim hayatı zorladığım dönemlerden birinde anladım.

Biz çok sık konuşuruz babamla, her gün arar beni, özlediğini söyler, özellikle son bir senedir aradığında “Sen de hep yoğunsun! Ne zaman geleceksin? Biz de mi randevu mu alalım?” diye tatlı tatlı sitem eder. Aramazsa, küsmüştür belli, ben ararım hemen. Ama genellikle bu konuşmalar böyle havadan sudan geçer gider…

Benim babam durur durur bir cümle eder, o da benim içime yer eder!

Hayatla debelendiğim zor zamanlarımdan birinde babam yine içime yer eden bir laf etti: “Geçinmeye gönlü olmayana ne yapsan boş kızım!”

Bir ampul çaktı sanki içimde! Kafamda da değil, bildiğiniz taaa içimde. Ben olmayacak işleri zorluyordum, olmayacağı baştan belli olanı; ama benim kabullenemediğimi. Bir sefer de zorlamayayım, ne verecekse hayat bana, ben de ona güveneyim, kabul edeyim, ne gelecek bakalım dedim. Ve işte buradayım…

Çok güzel bir laf vardır, ben onu azıcık yonttum, hep ajandalarıma not ederim: 

Değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirmek için CESARET; değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul etmek için SABIR; ve ikisi arasındaki farkı anlayabilmemiz için FARKINDALIK ve NETLİK bizimle olsun!

Ne güzel bir laftır: oluruna bırak. Andım, içimde hissettim, paylaşayım dedim…

Sahi dün beni babam aramadı, küsmüştür kesin arayayım hemen!

İyi haftasonları,
Ayşe Yazgan

Hayat: En Büyük Öğretmen!

“ÖĞRETMEK İÇİN İLLE DE KONUŞMAK YA DA NUTUK ÇEKMEK Mİ GEREKİR?

Oysa hayat öyle öğretmez; ki hayat en iyi öğretmendir. Hayat seninle konuşmaz. Adamı oradan oraya sürükler. Her sürüklediğinde bir şey söylüyordur.

“Silkin ve uyan. Öğrenmen gereken bir şey var!” diyordur.

Bazısı kendini hayatın akışına bırakır. Diğerleri öfkelenir ve ona dur der. Bazıları ise, bir şeyler öğrenmeye gerek duyar ve ister. Öğrendikçe yoluna devam eder. Çoğu pes eder…

Öğrenmezsen, suçu birilerine atarak geçirirsin; işine, düşük maaşına, patronuna. Ömrün boyunca bütün maddi sıkıntılarına çözüm olacak o büyük günü bekler durursun. “

Robert Kiyosaki- Zengin Baba Yoksul Baba’dan Özetle sorun bensem, o zaman beni değiştirmem gerekir. İnsan ancak sorunun kendinden kaynaklandığını anlarsa, o zaman kendini değiştirebilir. Sorunun parçası olduğunu kabul eden, o zaman çözümün parçası da olabilir. Üstelik, kendini ve bakış açını değiştirmek, başkalarını değiştirmekten çok daha kolay! 

Ayşe Yazgan