Kategori arşivi: Eski Günlüklerden

Eski günlüklerimden kişisel notlarım, gözlemlerim; hayata dair, aşka dair, insana dair, varoluşa dair…

Personal notes from the old diaries; about life, about human, about love, about existence…

Yazdım ama hem de Ne! Anlayamazsınız! “Ben Şimdi Soyunuyorum ama Bakmazsanız Sevinirim” der gibi…

Eski günlüklerin içinde kayboldum bugün, daha doğrusu bambaşka bir şey yapmak için çalışma odasında dosya ararken “tesadüfen” içinde buldum kendimi!
Meğer “kitabımı” 14 yaşında yazmaya başlamışım, ironiktir ki 17 yıldır hala yazıyorum 🙂 Hafıza ne kadar garip bir şey, hep yazmayı sevdiğimi ve kitap yazmak istediğimi bilirdim de buna ciddi anlamda başladığımı hatırlamıyorum bile! Şöyle bir cümle görünce içerisinde afalladım doğrusu: “bugün kitabımın ilk bölümünü bitirdim.”  Ve yıl 1997!

Yazdıklarımı bırakın biriyle paylaşmayı, bundan kimsenin haberi bile yoktu, annemin babamın bile. Bundandır blog yazmak için bu kadar geç kalışım, bundandır yazılarımı paylaşmakta bu kadar zorlanışım… Yazılarım benim ıssız adam! Yazmak benim terapim! Yazılarım benim mahremiyetim! Bundandır sığınmak istediğim, dertleştiğim iç dünyamı göstermek istememem! “Bu kafayla bir 17 yıl daha kitabımı yazıyor olurum herhalde!” diyerek bunu da utana sıkıla paylaştım; ben şimdi soyunuyorum ama bakmazsanız sevinirim der gibi! 🙂

2001 yılında yazdıklarımı okuyunca daha da bir afalladım! Bugün hissettiklerim ve yazdıklarımla neredeyse aynı!

Sanki aradan hiç zaman geçmemiş, her şey tekrar tekrar yaşanmış; hatta aslında hepsi aynı anda yaşanıyormuş da biz belli yıllarda, belli kısımlarına şahit olmuşuz her seferinde gibi…Ya da yaşayacaklarımı yazmışım, bugünümü o gün yazarak yaratmışım gibi…
Sanki başka evrenlerde aynı zaman diliminde, o ben’le aynı anda yaşıyormuşum gibi…

O yazıları okurken hissettiklerimi anlatmak çok ama çok zor, belki de anlatsam da anlaşılmaz diye saklıyorum yazılarımı kendime…Paylaşmayarak, bir gün anlaşılma ihtimalini kendime saklıyordum…Belki de anlaşılma gibi bir derdim bile yok!
Çok garip bir his… Yazdığımı ve yaşadığımı unuttuğum şeyleri bugün karşımda görmek; onlardan habersiz aylardır aynı şeyleri yazmak ve yaşamak. Tek farkla: o 18 yaşındaki ben’in çok daha net, çok daha cesur, çok daha kaygısız yazmış olması.
Aşka dair, yaşam amacını arayan bir kızın hayata dair bazı düşüncelerini daha yaşamadan yazmış olması…

  • 2001’deki krizde şimdi olduğu gibi doların artışı ve ülkenin belirsizliği üzerine;
  • Böyle bir dünyaya çocuk getirmek konusundaki kaygılarım üzerine;
  • Küresel ısınma yüzünden yıllar sonra kim bilir belki de 38.doğum günümü Ocak ayında güneşlenirken kutlarım demem ve her geçen yıl küresel ısınmanın artması üzerine ve;
  • Sakatlıklarla dönüm noktaları arasındaki “tesadüfler” üzerine…

 

Yıl 2000: “Mutlulukla mutsuzluk arasında ne vardır diye sordum bir arkadaşıma bugün. ‘Blank’ (boşluk) dedi…Boşlukta mıyım? Bu soruyu kendime ve başkalarına sormaya devam edeceğim…”

Yıl 2000: “Hobisi olmayanın fobisi olur. Hobisi olmayıp fobisi olanlar, işlerini hobi haline getirir. Oysa hobisi olanlar, işleri bittiğinde hobilerini işleri haline getirirler. Bu laf çok hoşuma gitti, benim hobim de bu, kim bilir belki ileride işe dönüşür :)”

Yıl 2001: “Galiba bütün deneme yazarları benim gibi anlaşılmadıklarını hisseden insanlar ki, kalem ve kağıtla dostluk ederek kendilerini anlatmak ihtiyacını duymuşlar…”

Yıl 2001: “Sakatlığım; karmaşıklığımdan kurtulmak, düşünüp netleşmek için bana verilmiş bir fırsat gibi adeta! Acı acıyı söker misali, karamsarlığı unutturacak yeni bir felaket! İsyanın faydası yok, durumu kabullenmeye; kötünün en iyisini yaşamaya, bundan ders çıkarmaya ve içindeki iyi şeyleri ayıklamaya koyulma zamanı!”

(2001’de ayakla ve ameliyatla başlayan sakatlıklar, 2005’te yine ayakla tekrarlanmış, 2 hafta ve dikişle kurtulmuşum, yine o da bir dönüm noktasıyla sonuçlanmış; sonra 2013’de arka arkaya ayaktan iki sakatlık, bir ameliyat ve en büyük dönüm noktası…)

Bu bir mesaj mı, yoksa “ilahi bir tesadüf” mü? Neden bugün çıktılar karşıma? gibi sorularım var kendime! Şimdi bana müsade, o küçük ben’e şarkı söylemeye gidiyorum: http://www.youtube.com/watch?v=wXhMqDotfLk

Duygusalım, daha doğrusu bir tuhafım yani bugün, kusuruma bakmayın…Tek kelimeyle anlatacak olursam “sarsıcı” bir deneyimdi.

HEM DE NE! ANLAYAMAZSINIZ 🙂
Ayşe Yazgan