İŞTE BUNLAR HEP BAŞA ÇIKMA MODLARI !

Çocuklara tüm Cadılar Bayramı şekerlerinizi yedik şakası yapmışlar. Adeta şema terapinin, başa çıkma modlarını anlatan bir sosyal deney olmuş. Bu çocukların ileride bir haksızlıkla veya kontrol edemedikleri bir durumla karşılaştıklarında verecekleri tepki, sanki bugünden belli.

Kimi öfkeden çıldırıyor,
Kimi “Olsun, bir sonraki sene daha çok toplarım.” diyor.
Kimi “Neden?!” diye isyan ediyor,
Kimi “Acıktıysan elma yeseydin!” diye çözüm öneriyor.
Kimi ise sessizce intikam alıyor! (bknz: dakika 01:24)!

Kocaman kocaman yetişkinlerin, içlerindeki çocuk ortaya çıktığında verdikleri tepkilerin çeşitliliğine benzemiyor mu?

Jimmy Kimmel- “I Ate Your Halloween Candy” YouTube Challenge:

Eğer çocukların verdikleri tepki, anne-babalarının stres anında verdikleri tepkinin kopyası ise, bazıları çok iyi iş çıkarmış. Ve ben 01:57’deki fırlamayı yetiştiren anne olmayı dilerdim.

İçimizdeki çocuk ortaya çıktığında, hep o fırlama gibi önce durumun hüznünü yaşayıp, alacağımızı aldıktan sonra hızlıca kabullenişe geçebilmemizi ve bu duruma gülebilmemizi dilerim.

Ayşe Yazgan

Reklamlar

Aylardan Kasım…

Aşk ayı. Şiir ayı.
Gelecek günlere güveninizi kaybetmeyin hiçbir zaman!

Iyi haftalar,
Ve Fotoğraf için Bahar Pilavcı’ya teşekkürler…
Ayşe Yazgan

“Sevgilim,
Başlar önde, gözler alabildiğine açık,
Yanan şehirlerin kızıltısı,
Çiğnenen ekinler,
Ve bitmez tükenmez ayak sesleri :
gidiliyor.
Ve insanlar katlediliyor :
Ağaçlardan ve danalardan
Daha rahat,
Daha kolay,
Daha çok.

Sevgilim,
Bu ayak sesleri, bu katliâmda
Hürriyetimi, ekmeğimi ve seni kaybettiğim oldu,
Fakat açlığın, karanlığın ve çığlıkların içinden,
Güneşli elleriyle kapımızı çalacak olan,
Gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman…”

NAZIM HİKMET

IMG_4960.JPG

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız Kutlu Olsun!

Bağımsızlığın sözlükteki tanımı şöyle: Bağımsızlık, bir milletin veya bir devletin, kendi vatandaşları veya nüfusu tarafından özgürce yönetilebilmesidir.

Bu anlamda, Cumhuriyet Bayramı benim için aynı zamanda ÖZGÜRLÜK ve BAĞIMSIZLIK bayramıdır.

Ata’mın dediği gibi Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir…

atatürk özgürlük ve bağımsızlık

“Ben büyük ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Yaşayabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir.”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Özgür ve bağımsız günlere,

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun…

Ayşe Yazgan

Dolce Far Niente! Beauty of doing nothing…

Hiçbir şey yapmamanın güzelliği. 

Bir şeyi, herhangi bir şeyi iyi yapan insanları gözlemliyorum bu aralar. Söyledikleri sözcükler dikkatimi çekiyor. “İyi yaptıkları” şeyi nasıl yaptıklarını sorduğumda şaşkınlık içerisinde şu cevabı veriyorlar: “Bana göre oldukça doğal bir şeydi bu, bilerek yapmadım. Hatta biri söyleyene kadar farkında bile olmuyorum genelde. Bana göre olması gereken buydu sadece, aksini bilmiyordum ki!”

Yapmak için çabalamıyorlar. O kişi oldukları için, doğal olarak, otomatik bir davranışı yapıyorlar.

Wu-wei “yapmama halini” açıklayan bir kavram. İngilizcesi daha kapsamlı, Türkçesi ise benim süzgeçimden arta kalanlar:

“Wu-wei içerisindeki kişi, hiçbir şey yapmıyormuş gibi hissederken; aynı zamanda otomatik olarak, çaba harcamadan, karmaşık bir durumu çözebilir. Bu harmoni hali hem karmaşık, hem de bütünseldir: bedenin, duyguların ve zihnin bir bütün olarak hareket etmesidir. Bir diğer deyişle “çabasız veya spontan hareket.”

İtalyanların Dolce far niente deyişi gibi: hiçbir şey yapmamanın güzelliği.

Wu-wei içerisinde bir hafta olsun!

Ayşe Yazgan

Wu-wei literally translates as “no trying” or “no doing,” but it’s not at all about dull inaction. In fact, it refers to the dynamic, effortless, and unselfconscious state of mind of a person who is optimally active and effective. People in wu-wei feel as if they are doing nothing, while at the same time they might be creating a brilliant work of art, smoothly negotiating a complex social situation, or even bringing the entire world into harmonious order.

For a person in wu-wei, proper and effective conduct follows as automatically as the body gives in to the seductive rhythm of a song. This state of harmony is both complex and holistic, involving as it does the integration of the body, the emotions, and the mind. If we have to translate it, wu-wei is probably best rendered as something like “effortless action” or “spontaneous action.” Being in wu-wei is relaxing and enjoyable, but in a deeply rewarding way that distinguishes it from cruder or more mundane pleasures.

Like the Italian saying Dolce far niente! The beauty of doing nothing.

Have a great week in wu-wei!

Ayşe Yazgan

Nostalji: BİLMEMEK

Nostaljinin kelime kökü nedir, bilir misiniz?
Nostos: dönüş
Algos: keder
Nostalji: doyurulamamış dönüş arzusundan kaynaklanan keder. Yani: BİLMEMEMİN ACISI. Türkçesiyle sıla hasreti, gurbet acısı.
Yaşlanmak, olgunlaşmak, büyümek; neyse ne: DELİ GİBİ GEÇMİŞE ÖZLEM DUYUYORUM ŞU AN! Deli gibi de değil aslında, gayet aklım başımda… Sadece ÖZLÜYORUM! Geçmişe dönmek istediğimden de değil; yaşadıklarıma minnet duyarak, içime çektiklerimi sindirerek. Bir “devir”in daha kapandığının farkında olarak…

Göbek Bağlarımız Üzerine Derin Sorgulamalar…

Farklı bakış açıları sunan yazıları seviyorum! Bizi manevi açıdan fakirleştiren tüm göbek bağlarından ve konfor alanımızdan çıkabilmemiz için Merkür’ün gücü adına 🙂

Sevgiler

Ayşe Yazgan

10 Ocak 2014

“Bazı göbek-bağları biz hiç bir çaba göstermememize rağmen oradadırlar… Biz onlardan beslenmeyi DOĞAL sayar ve o kaynağı ayakta tutmak için hiç bir çaba göstermeyiz. Böyle sebil misali çalışan kaynaklar, bizi tembelleştirir, sorumsuz ve özensiz olmamızda bir sakınca yokmuş gibi düşünmemize yol verir. Yani onların müsamahakar tutumları karşısında bizim özensiz tavırlarımız, MANEVİ AÇIDAN FAKİRLEŞMEMİZE sebep olur. Genelde aşırı verici olan tarafın isyan etmesiyle sistem bozulur. Alış-veriş dengesinde tüketici ve devamlı borçlu hissettiğimiz bütün bağlar bu kapsamdadır.” via 4-25 Ekim MERKÜR RETROSU; Göbek Bağlarımız Üzerine Derin Sorgulamalar….

Sürprizler, Renkler, Tezatlar: Hayat

Tekdüzeliği sevmem, yenilikleri, değişiklikleri, sürprizleri severim…

Tekdüzelikten çıkmak için radikal değişimler yaptığım da doğrudur. E işini değiştir, hayatını değiştir, nereye kadar! Ufak değişiklikler ile de tekdüzelikten çıkabildiğimi fark etmem iyi oldu cidden.

Renk renk yastık kırlentlerim, binbir çeşit mumlarım var benim. Salonun renklerini 2-3 ayda bir değiştiririm, koltuğun üstüne bazen pembe, bazen mavi, bazen kırmızı bir şal atar; ona uygun renklerdeki mumlarımı, yastık kırlentlerimi dizerim. Oldu mu sana yeni bir salon!

renkli evim

Çalışma odası desen, zaten kendisini baştan yarattım, DIY sayfasında before-after halleri malumunuz. Masanın yerini, divanın üstündeki yastıkları, karatahtayı da sık sık değiştirdiğim doğrudur. Kendimde ise, modası geçmiş fulardan bozma bir bandana ya da diğer takılarımla hiç de uymayan tezat renkli bir kolye ya da bileklik…

fulardan bozma bandana

Kimi kadın hayatında değişiklik istediğinde saçıyla oynar; ben de yastık kırlentleriyle, evimle, detaylarla, renklerle oynuyorum işte.

Sürprizler kısmına gelince, onun için de basit formüllerim var. Kitap falı, müzik falı, film-dizi falı bakarım. Çok eğlenceli tavsiye ederim! Nasıl mı? Ya o anda okuduğum kitabı, ya da kitaplıktan rastgele bir kitabı çekip, rastgele bir sayfasını açıyorum: karşıma çıkan ilk satırı okuyorum. İnanmazsınız her seferinde, o anda hayatımda yaşadığım bir şeyle ilgili bir şey çıkıyor karşıma. Ya da ben parçaları birbirine bağlama ve anlam çıkarma ustası olduğum için anlamak istediğimi anlıyorum 🙂

Hayatın herkesle bir şekilde iletişime geçtiğine, benimle de yazılı olarak iletişim kurduğuna inandığım için belki de…

Öyle ya da böyle, düpedüz eğleniyorum, keyif alıyorum.

Şu anda okuduğum Alain de Botton- Aşk Üzerine‘den rastgele bir sayfa:

Aşk Üzerine- kitap falı
Aşk Üzerine- kitap falı

Dikkat: Kitap falının tehlikesi, bana şu anda olduğu gibi henüz okumadığım sayfalardan birini açarsam spoiler içermesi! Tüm süprizlerde olduğu gibi risk ve getiri meselesi…Bu arada sayfadaki “sürpriz” kelimesi dikkatimi tabi ki celp etti…

Film ve diziler de o anda hayatımda nasıl bir dönemdeysem öyle denk geliyor. Mesela bu aralar Sopranos dizisini izliyorum. Hayır mafya değilim tabi ki! Tony’nin farkındalıklar yaşadığı ve hayatının sorumluluğunu aldığı bir sezondayım. Tony S. önceki sezonlarda yıllarca terapiye gidip hayatının sorumluluğunu almıyor, terapistini suçluyor dertlerine derman olmadığı için. Sonra annesini suçluyor, hayatı suçluyor, şartları suçluyor. Bu sezonda ise, ölümden dönüyor ve değişik bir adam oluyor, en son yoğun bakımdayken hastane odasında şu yazıyı buluyor: “Sometimes I go about in pity for myself, and all the while, a great wind carries me across the sky.” 

“Bazen kendime acıyacak gibi oluyorum ve o sırada harika bir rüzgar beni gökyüzüne taşıyor.”

Müzik falı için playlist random-rastgele çal seçeneği de aynı şekilde tıkır tıkır işliyor. Aşk Üzerine kitap falı bakarken playlist’te ne çalsa beğenirsiniz: Travis- Love will Come Through.

Bu satırları yazarken Pink- Try çalıyordu.

Şimdi ise Rodrigo’nun gitar konçertosu

İşte ben bu tezatları seviyorum, bu rengarenkliği seviyorum, bu küçük sürprizleri seviyorum! Hayat da zaten bu basit sürprizler, tezatlar ve renklerin birleşimi değil mi? E ben hayatı seviyorum yahu!

Rengarenk ve sürprizlerle dolu bir hafta olsun…

İyi haftalar,

Ayşe Yazgan

<a href=”http://www.bloglovin.com/blog/12925263/?claim=7f8pbtz4h24″>Follow my blog with Bloglovin</a>

Gerçeği kelimelerin ve kavramların ardında aramak…

Ne çok boşaltıyoruz kelimelerin içini, kelimelerin içi boşaldıkça benim içimi hüzün kaplıyor. Evrende boşluk kalmaması, “debit-credit hesabı” gibi dengelenmesi böyle bir şey işte: kelimelerin, kavramların içi boşaldıkça benim içim şişiyor!
İçimi hüzün kaplayınca, alıyorum elime klasiklerden birini. Böyle zamanlarda en yapılmaması gereken şey aslında ama n’aparsın? Kanatmak istiyorsun bazen yarayı. Kanasın ki, iltihap aksın…
Aldım elime Sabahattin Ali’yi, iyice içimi hüzün kapladı iyi mi! Neden bu güzel cümleleri ben düşünemedim? Bana söyleyecek söz bırakmadığı için, içten içe kızarım bu “iyi” edebiyatçılara, felsefecilere! Hem kıskanırım, hem hayran olurum, hem de gücenirim: benden daha cesur oldukları için…
20140503-232522.jpg
Ah Sabahattin Ali ah! Seni de, Nietzsche’yi de okurken, hissettiğim duygu hep isyan! “Ama haksızlık bu! Benim bu cümleleri yazamamış olmam haksızlık! Beni kimsenin Maria Puder’i seven Raif gibi sevmemiş olması haksızlık! Maria Puder’in Raifi’i zamanında sevmemiş olması ise külliyen haksızlık!”
“Alayına isyan” ergen modum geçip de sakinleşince anlıyorum ki benim asıl isyanım bunları düşünememiş, yazamamış olmak falan değil. Benim asıl isyanım o çağda yaşamamış olmak! O aşkı, kelimelerin içinin dolu dolu yaşandığı o dönemi yaşamamış olmak. Düpedüz korkuyorum ya yaşayamazsam diye! Tüm öfkem bundan dolayı. Fark edince öfkem geçiyor, yine içimi hüzün kaplıyor. Sonra umut geliyor: korkumu dillendirmemi şefkatle bir köşede bekleyip, ben gerçeği fark edince yanıma yanaşan en yakın dostum.
Tatlı bir hüzün, tatlı bir karmaşa, tatlı bir umut içerisindeyim: Bir taraftan o çağda yaşamamış olmanın isyanını ve hüznünü yaşarken, bir yandan da bu çağın getirdiği teknolojinin nimetleri aracılığıyla bu satırları paylaşmaya utanıyorum, yine de yapıyorum!
  • Kelimeleri, kavramları birlikte didikleyebildiğim insanlar var hayatımda, benim kadar onlara değer veren; şükrediyorum.
  • Koçluk, etimolojiye – köken bilimine- yakın olduğu için şükrediyorum. Etimolojinin wikipedia’daki tanımı şöyle: “Etimoloji kelimesi de asıl, hakiki, gerçek anlamındaki ὁ ἔτυμος (ho étymos) ile söz, kelime anlamındaki λόγος / lógos kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuştur.”
  • Gerçeği kelimelerin ve kavramların ardında, sorular sorararak buldurduğu için ve bu mesleği icra edebildiğim için şükrediyorum.
Ve hepimize harika bir Çarşamba günü diliyorum…
Ayşe Yazgan

Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu olduğunu fark edince, insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünürüm.

Sabahattin Ali

Top 3 Kariyer Koçluğu Şehir Efsanesi

1. Efsane: Kariyer koçu iş bulmama yardımcı olur, hatta işe yerleştirir.

Gerçek: Kariyer koçu bir işe alım uzmanı ya da işe yerleştirme uzmanı değildir. İşe yerleştirme sürecinde isteklerinizin ve değerlerinizin farkında olmak ve hedef belirleme konusunda “koçluk” yapar.

2. Efsane: Bir koçluk görüşmesi yeterli olur ve bu görüşmede kariyerimdeki tüm sorunlarımın üstesinden gelirim.

Gerçek: Kariyer koçluğu ilişkisinde, altı ay ile bir yıl süresince düzenli olarak ortalama sekiz ile on görüşme- birebir seans yapılır.

3. Efsane: Kariyer koçu, işe giriş ve kariyerim konusunda tavsiyeler verir.

Gerçek: Kariyer koçu – mentorluk ya da danışmanlık yapmadığı sürece- tavsiye veya sorularınıza cevap vermez. Sorularınıza, soruyla cevap vererek ve kendi cevaplarınızı bulmanızı sağlar.

joke

İyi haftasonları,

Ayşe Yazgan

14 Eylül 2014