Etiket arşivi: değerler

Aysosh’un Bodrum Gözlemleri Vol 1: En öksüz kalan dert, adını koyamadığın dert…

Şimdi bir kere zaten maalesef tatsız bir hadiseyle, annemin ayağının kırıldığının haberini alınca ilk uçakla apar topar gittim Bodrum’a. Hiçbir hayati tehlikesi olmayan, oldukça günlük bir sorundu bu. Üstelik yakın bir aile dostumuz olan ve aynı zamanda oldukça yakın bir arkadaşımın babası olan Kemal Amcamızı kaybettiğimiz, hüzünlü günlere denk gelen bu olay için söylenmeye kimin ne hakkı vardı!
Duruma el koymak üzere hemen gittim gitmesine de, ortamda her an patlamaya hazır pimi çekilmiş bomba gibi, gergin bir hava hepimizde. Hepimizin beklediği bir Bodrum varmış, ama hiçbirimizinki bu değilmiş! Hal böyle olunca da hayal kırıklığı, moral bozukluğu…

Neden böyle basit bir durumda dağıldık biz şimdi diye düşündüm ve Bodrum gözlemlerimden ilki, “adını koyamadığımız dertler, aslında en öksüz kalan dertler” olarak çıktı ortaya: En basit görünen, oldukça günlük hayata dair, söylenmeye layık bulmadığımız, söylesek şikayetçi olmaktan korktuğumuz ama aslında günlük hayatta belimizi büken, o günlük hayatın kalitesini düşüren dertler…En bu konuda “dertli” dertler, gerçerli sebebi yani adı olmayan, o yüzden de söylenmeye layık olmayanlar olsa gerek. Dertlensen, senden bin beteri var; dertlenmesen içinde bir şey dır dır dır beynini yiyor: “bir şeyler ters gidiyor ve sen oralı bile olmuyorsun! Adını koy, kabul et ki halledebilesin! Yok sayarak bir yere varamadığın kesin. Şikayet etmeden de hayal kırıklığı yaşayabilirsin.”

Objektif bir bakış atalım tabloya:

Görünürde anneanne ve dedesiyle Bodrum’a tatil yapmaya; ideal senaryosunda ise gündüzleri sitedeki arkadaşlarıyla denize girip, futbol maçı yaparak; gecelerini ise market çevresinde gece sohbetleriyle geçirme hevesiyle gelmiş olan ve birden hayalleri suya düşmüş; çünkü anneannesinin yedek ayağı olmuş, getir götür işlerinden sorumlu 13 yaşındaki erkek yeğenim; nam-ı diğer “evimizin ergeni”.

Tipik 60 yaş üstü Türk erkeği formatında, emekli olduktan sonra kendine hobi bulamadığı için karısına bir nevi bağımlı hale gelmiş; onsuz artık araba bile kullanamayan, kendi kendisine yemek yemeyi sevmeyen, Meloş’u olmadan denize gitmeyen; özetle bu aksaklıkla sudan çıkmış balığa dönmüş ve şu anda belirli bir sürede geçecek basit bir ayak kırığı olduğunun farkında ama aslında bu deneyimi geleceğe taşıdığı için Meloşuna bir şey olsa, başına gelecekleri gözünden film şeridi gibi geçiririrken çaresiz hisseden ve morali oldukça bozuk bir baba.

Tatilin ikinci gününde ayağını kırmış, üstelik bu talihsizliğe oldukça kilolu bir döneminde yakalanmış; kronik bel fıtığı sebebiyle tek ayağının üzerinde hareket etmekte oldukça zorlanan; o sıcakta denize giremeyip tuvalete gitmek için bile merdiven çıkması gereken bir evde, morali bozuk iki erkekle tıkılmış kalmış ama hala “buna da şükür” diyerek herkesin moralini düzeltmeye çalışan, ve yardıma muhtaç olduğu için içte içe kendini güçsüz hisseden fedakar bir anne.

Zamanının büyük bir bölümünde kendiyle baş başa kalmaya alışmış, istediği saatte yatıp, istediği saatte kalkan yani gece kuşu olan; her gün en az bir saat sessiz bir ortamda meditasyon yapan; çoğunlukla kafasının içinde yaşayan, ve şimdi tüm bu özgürlükleri kısıtlanmış halde “Ayşe!” seslerinin dört bir yanda yankılandığı bir evde sabah kahvaltı hazırlamak için erken kalkan bir ben!

Bildiniz: ortamdaki hayal kırıklığı kokusu buram buram! Herkeste her nefes alış-verişte bir “ne umduk, ne bulduk! Ama buna da şükür, söylensek olmaz şimdi.” soluğu…

Hepimizin alışık olduğumuz düzenin bozulmasıyla değerlerimiz çakıştığında böyle hissettiğimizin güzel bir örneği, tam bir case study. Şimdi uzun uzun anne-babamın veya yiğenimin değerlerini inceleyemeyeceğimizden, ve burada hazır üzerinde çalışılmışı olduğundan benim değerlerimden gidelim: (Konu çok uzayınca değerlerimi blogumda başka bir yazıda anlattım: http://wp.me/p43UJw-bv)

İlk önce, hepimiz beklentilerimiz karşılanmadığı için hayal kırıklığına uğramış olduğumuzu kabul ettik. Sonra da durumu değiştirme imkanımız olmadığı için, bu durumla ilgili en ideal şekilde ne yapabileceğimizi konuştuk. Hepimizin temel değerlerimizin günlük yüzdesini bir nebze değiştirmesi, değerler terazisini yeniden ayarlaması gerektiğini fark ettik. Benim bu durumda özgürlük, ve kişisel gelişim değerlerimi kısmam, sorumluluk ve aile değerlerimin yükseltmem gerektiği çok açıktı.

* Yeğenimin; anneanne ve dedesinin “yaşlılık işte, napim söylemezsem unutuyorum çocuuuum” “Meeeert ilaçlarımı getirir misin?” “Meeeert gözlüğümü gördün mü?” diye taramalı tüfek gibi üst katla alt kat arasındaki bağlantıyı sağlayan lojistik bakanlığı görevindeki yükünü hafifletmiş oldum.
Annemden aldığı direktifleri benden almaya başlayan babamın morali düzelmiş; belli ki artık gideceği rotayı bilmek ona da iyi gelmişti.
Annemin de “Evin en küçüğü olmana ve kendi evinde bunları yapmaya alışık olmamana rağmen, sana prenses de desek kadın eli başka oluyor tabi!” demesinden durumdan memnun olduğu anlaşılıyordu…

IMG_2798

Hem ev, hem değerler düzenimizi oturtmuştuk ki, bu sefer annemin beli kitlendi ve ağrılar içerisinde kıvranarak, acıyla kıvranır halde banyoda kalakaldı. Hayatım boyunca şikayet etmesine değil, kahkaha atmasına alışık olduğum annemi acılar içinde kıvranırken görüp, hiçbir şey yapamamak; ve morali bozuk bir köşede donup kalmış, muhtemelen şekeri tavana fırlamış babamın çöküşünü görmek, gerçekten çok çaresiz hissettirdi. Annemi ambulansla evden çıkardık, ilk uçakla İstanbul’a gönderdik, ve İstanbul şubemizdeki görevlerini başarıyla sürdüren ablalarıma teslim ettik. Neyse ki, Meloşumuzu tekerlekli sandalye ayarlayıp, bir kez olsun balığa götürebilmiştik…

 

IMG_2826

IMG_2840

Bu arada iki cümleyle geçtiğim kısımlar, benim ömrümden maalesef iki cümleyle geçemedikleri için, babamın ve arabanın da İstanbul’a transferini ayarladıktan sonra benim ve yeğenimin tatil yapmasına karar verildi. Benim de tatile ihtiyacım vardı doğrusu! Tabi evimizin ergeniyle baş başa geçen kısımdan bambaşka gözlemler ve hikayeler çıktı. Onlar da başka bir yazıda…

Şimdi annemin beli daha iyi, düz ayak İstanbul’daki evinde alçısına ayrılan süresinin dolmasını bekliyor, tezkere bekler gibi. Ben de Bodrum’dan döner dönmez, önce evimle kısa bir hasret giderip bavulumu attığım gibi Meloşuma geldim.

Belki hayaller, beklentiler varsa ve onlar karşılanmazsa hayal kırıklığı oluyor hayatta. Ama insan söylenmeden, aynı zamanda da yok saymadan; küçümsemeden, aynı zamanda abartmadan, durumu kabullenince yeni bir düzen oluşturuyor, değerlerinin günlük hayatı içerisindeki yüzdelerini değiştiriyor, yani durum ve değerler ayarlaması yapıyor ve yeni duruma adapte oluyor.

Bir nevi dertleşme, öksüz kalan derdimi sahiplenme, bir nevi kıssadan hisse…

Yeter ki sağlık olsun şu hayatta!

Sevgilerimle,
Ayşe Yazgan

Koçlukta Değerler ve Aysosh’un Temel Değerleri

Koçlukta temel olarak kullanılan değerler kavramı: bizi biz yapan, bizim için önemli olan ve onlar olmazsa hayatımızda bir şeyler eksik duygusu yaratan özelliklerimiz, öncelliklerimizdir. Bir nevi, hayattaki misyonumuz, vizyonumuz, anayasamız gibi…

Birçok yazıda kendimden örnek verirken, örnekleme açısından hep değerlerime referans veriyorum. Her yazıda uzun uzun anlatmak fırsatı olmadığından, Aysosh’un Temel Değerleri özel sayısını oluşturdum:

Bir kere en büyük değerim özgürlük! Özgürlük değerimden daha önce de sık sık bahsetmiştim. Özgürlük ile kast ettiğim, istediklerimi yapmaktan ziyade, istemediğim şeyleri yapmamak; özetle kendimden vazgeçmemek.

Onunla beraber başı çeken değerim kişisel gelişim, yani kendimi tanımak ve fark ettiklerimi ne yapacağımı düşünüp durmak, sonra da uygulamaya koymak. Hemen arkasında sorumluluk duygum, yani başladığım işi bitirmek, sonucunu görmek ve aile değerlerim takip ediyor. Bir de, öncesinde desem değil, sonrasında desem değil; hepsini kapsayan “integrity” yani özü sözü bir olma hali var. Her ne yaparsam en ideal olan, en adil olan ve hem kendi içinde hem de diğerleri içerisinde en tutarlı olan davranış ve uygulamayı yapmam gerek gibi bir duygu…

Hani insan çocuklarının hangisini daha çok sevdiği sorusuna cevap veremez ya; benim de temel değerlerimin hepsinin yeri ayrı. Tabi bunlar başlıcaları, başka birçok değerim var ve zaman zaman öncelikleri değişiyor…

İnsan bu temel değerleri yerine getirmezse mutsuz olmuyor belki ama tatminsiz oluyor; değerler onurlandırılamayınca hep bir şeyler eksik duygusu ortaya çıkıyor! Ve bu değerlerin farkında olmayınca adı konamayan bir dert içimizi dır dır dır kemiriyor…

Koçluk ilişkisinde ilk iş olarak bu değerlerin bulup çıkarılması için çeşitli yöntemler kullanılarak, farkındalık oluşturuluyor,  yani o huzursuzluğun adı konuyor; daha sonra da bu değerlerin kişinin hayatında belirleyeceği hedefler ve alacağı aksiyonlarla dengelenerek daha ideal ve “fulfilled” yani tatmin olunmuş bir yaşam yaşaması amaçlanıyor.

(Bu vesileyle ne iş yaptığımı bir türlü anlatamadığım Almanya’daki tüm akrabalarım, eve sipariş getiren bakkal amcam, ve temizlik yaparken gereksiz (!) gördüğü eşyalarımı aradığımda bulamayacağım yerlere koyan sevgili Fidan Abla’ma sevgilerimi göndermek istiyorum…)

Bu sene sen daha gelmeden bahar temizliğini yaptık, hadi gel artık bahar!

Bahar umuttur…
Bahar başlangıçtır…
Bahar renklidir…
Bahar iyimserdir…
Bahar ılıktır…
Benim de, ülkemin de hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var sana bahar! Bu sene sen daha gelmeden bahar temizliğini yaptık,
hadi gel artık bahar!

Benim de, ülkemin de hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var sana bahar! Bu sene sen daha gelmeden bahar temizliğini yaptık, hadi gel artık bahar!

Koçluk alan, koçluk yapan ya da hayatının herhangi bir döneminde bir şekilde koçluğa temas etmiş olanlar bilir; koçlukta temel değerler üzerinde çalışılır yoğunlukla. Bizim için en önemli değerleri onurlandırdığımızda daha kaliteli bir yaşam yaşarız zira… Nereden geldim bu konuya söyleyeyim, çünkü tipik bir kova burcu olarak benim en temel değerim özgürlük!

Yaz mevsimi de benim için eşittir  özgürlük:

Okumaya devam et Bu sene sen daha gelmeden bahar temizliğini yaptık, hadi gel artık bahar!