Etiket arşivi: varolus

Self-marketing sendromu: Kendini ortaya koyma korkusunun üstesinden nasıl gelinir?

“Nedense!” bu aralar hep bu tip yazılar çıkıyor karşıma. Kendimi bildim bileli yazı yazmak beni en çok rahatlatan “içsel ibadetim” olmasına rağmen blog yazışımın bu kadar geç kalışı ve hala yazılarımı paylaşmaktan çekinmem bir ironi. Ben buna “Self-marketing sendromu” diyorum, makalenin başlığı ve konusu ise: “kendini ortaya koyma korkusunun üstesinden nasıl gelinir?” Anlayacağınız yazı tam da bana göre 😉 Yazının tamamına ve İngilizce orijinaline bu linkten erişebilirsiniz: http://m.huffpost.com/us/entry/5019024

Kıssadan hisselerim: (Türkçe’ye çevirirken kendimce yorumladım, birebir çeviri aramayınız ;))

  • “Darwin evrim teorisini yayınlamak için 34 yıl bekledi!”
  • “Kahveyi teoreme dönüştüren makineye matematikçi denir.”
  • “Kortizol seviyenizin düşük olduğu zaman olan geceleri çalışın. Kortizol stres hormonunun ve sabahları tavan yapar ve gün içerisinde azalır.”
  • “Kork, ama yine de yap!”

Kahve tutkunu bir gece insanı olduğumdan kıssadan hisselerim de bu doğrultuda oldu elbette 😉

Korkmamıza rağmen kendimizi ortaya koyabildiğimiz ve fikirlerimizi söyleyebildiğimiz harika bir hafta olsun!

Ayse Yazgan

07 Nisan 2014

How to Overcome the Fear of “Putting Yourself Out There”

“By coincidence” I always run into these type of articles. I guess I still have issues about putting myself out here, message taken 😉

My take-ins:

  • Know that you’re in good company: Darwin waited THIRTY-FOUR years to publish his idea that humans evolved from monkeys. Scholars call this “Darwin’s Delay,” the saying that “a mathematician is a device for turning coffee into theorems.”
  • Work at night when your cortisol levels are lower. Cortisol is a stress hormone, and it peaks in the morning and steadily dissipates throughout the day.
  • Be afraid, but do it anyway!

You can read the whole article at the link below: http://m.huffpost.com/us/entry/5019024

Have a great week and put yourself out there even if you are afraid!

Ayse Yazgan

April 7th, 2014

Değişim ve Sliding Doors!

Değişim sancılı bir süreçtir. Tıpkı doğum gibi: yeni bir hayatı meydana getirmekte olduğumuzu bililriz ve o doğa mucizesinin gerçekleşmesi için çekilen doğum sancısı ileride küçük bir ayrıntı olarak kalır.

Kendimi yeniden doğururken, doğum sancısı çektiğim bir dönemde yazdığım bir yazıyı, zorlandığınız bir anda sizi yolda tutar umuduyla paylaşıyorum…

“Açılır kapanır bir kapının arasına sıkışmış gibiyim. Birazdan kapı açılacak ve öne, ileriye gitmem gerekecek ama arkamda bırakacaklarıma, daha doğrusu kapıya giderek çoktan geride bıraktıklarıma, inatla tutunmak isteyen bir halim var.

Arkada eski ben ve eski ben’e ait insanlar, hatıralar…
Önümde yeni ben ve yeni ben’e ait insanlar, hayaller…
Kapının arasına sıkışmış, iki ben’i de aynı anda taşıyan bir ben! Kapının arasında acı çekmesine rağmen, kapıyı ittirip ileriye inatla atılmayan bir ben.

Korkuyorum ileri gitmekten. Korkumu kabul ediyorum ve korkmama rağmen ileri gidiyorum.

Samimi olmayan tanıdık ve kolay geliyor; yırttığım kozadan, araladığım kapıdan geçmek ise zor ama bir o kadar da gerçekçi. Biliyorum yine ileriye gideceğim. Hep öyle oldu, buna şüphem yok.

Sadece kapı açılana kadar sindiriyorum; anılarımı içime çekiyorum, alacaklarımı alıyorum ve teşekkür edip VEDALAŞIYORUM. Kapı açılıyor ve içinde eski “ben”lerden öğrendiklerini taşıyan yeni bir ben olarak çıkıyorum.”

Yenilikleri doğururken, doğum sancısını onurlandırabildiğimiz günlere.

Daha iyi bir hayat yaşayabilirsin, korkmana rağmen yap!

Ayşe Yazgan

03 Nisan 2014

20140404-001704.jpg

Bu sene sen daha gelmeden bahar temizliğini yaptık, hadi gel artık bahar!

Bahar umuttur…
Bahar başlangıçtır…
Bahar renklidir…
Bahar iyimserdir…
Bahar ılıktır…
Benim de, ülkemin de hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var sana bahar! Bu sene sen daha gelmeden bahar temizliğini yaptık,
hadi gel artık bahar!

Benim de, ülkemin de hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var sana bahar! Bu sene sen daha gelmeden bahar temizliğini yaptık, hadi gel artık bahar!

Koçluk alan, koçluk yapan ya da hayatının herhangi bir döneminde bir şekilde koçluğa temas etmiş olanlar bilir; koçlukta temel değerler üzerinde çalışılır yoğunlukla. Bizim için en önemli değerleri onurlandırdığımızda daha kaliteli bir yaşam yaşarız zira… Nereden geldim bu konuya söyleyeyim, çünkü tipik bir kova burcu olarak benim en temel değerim özgürlük!

Yaz mevsimi de benim için eşittir  özgürlük:

Okumaya devam et Bu sene sen daha gelmeden bahar temizliğini yaptık, hadi gel artık bahar!

Ayşe’nin Gözlem Evinden Kitap Üzerine Ayşe’ce Gözlemleri: Yavaşlık

20140310-162610.jpg

2014’ün Şubat sonuna Bremen’de, Mart başına Berlin’de girdim. Birkaç aydır yalnız seyahat etmemiştim, özlemişim, hem de çok! Ocak sonunda grupla seyahate gittik ama yalnız gibi olmuyor tabi. Seyahatler benim ıssız adam. Bölen hiçbir şey yok; ne telefon, ne yapılması gereken işler, ne de sorumluluklar… İç dünyam, kitaplarım ve ben başbaşayız, ne büyük aşk! (Bknz: Issız Ada yazım: https://ayseyazgan.wordpress.com/2014/03/09/aysenin-gozlem-evinden-gozlemleri-issiz-ada-bile-issiz-degil-artik/

Almanya seyahatimde, uçak, tren ve otobüs yolculukları sayesinde üç kitap bitirme fırsatım oldu. Gitmeden önce gündüzleri çantamda benimle her yere gelen, geceleri de başucumu bekleyen yine Milan Kundera’nın “Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği” kitabını sonunda bitirmiştim. Ama onun özetini henüz bitiremedim, o kadar çok not aldım ki, özet bir süre daha bekleyecek gibi duruyor 😉

Hepimizin artı özelliklerinin eksiye dönüşme potansiyeli var ya hani; hani dengede tutmazsak bize fayda sağlayan o özellik zarar vermeye başlıyor ya; benim artı özelliğim de hızlı olmam. Çok hızlı düşünmem, çok hızlı harekete geçmem, çok hızlı yaşamam. Bu özelliğim sayesinde çok kısa sürede harika işleri arka arkaya yapabiliyor, harekete geçmekten korkmuyor, bir çok şeyle birden aynı anda ilgilenebiliyorum. Eksileri ise, eğer bu durumun farkında olmazsam sabırsız olma, ruhumun yetişememesi, herkesten aynı hızı bekleme potansiyelim 😉

Hobim olan şeyi işim haline dönüştürdüğüm için bu tip sorgulamaları sıkça yapmama ve bu potansiyelin farkında olmama rağmen, ben de en nihayetinde etten kemikten bir insan olduğum için son birkaç haftadır hiç durmadan koşturmuş, çok yorulmuş ve kitaba susamışım! “Tesadüf” işte;) Denge en doğru zamanda geldi, hem de olabilecek en güzel kitapla…

Milan Kundera’nın muhteşem anlatım dili, sorgulatan düşünce tarzı ve her zamanki gibi Çek Cumhuriyeti’nde devrim sonrası yaşanan politik dönemi de içinde barındıran “Yavaşlık” üzerine düşünmeyi çok sevdim, şimdi sırada “Bilmemek” var;
bilmemeyi daha da çok seveceğimi tahmin ediyorum! Artık sizi Yavaşlık ile başbaşa bırakıp, ben yavaş yavaş çekiliyorum 😉

P.S. Kundera, bir hikaye kahramanı olan Madame de T.’yi öyle bir anlatıyor ki, yavaşlığın çok dişi ve çekici olduğuna karar verip, Madame de T.yi gözümün önüne getirip, hayran hayran baktım ve ilhamla doldum: “Konuşurken araziyi işaretle donatıyor. Olayların bundan sonraki aşamasını hazırlıyor; ne düşünmesi, nasıl davranması gerektiğini Şövalyeye sezdirmeye çalışıyor. Bunu incelikle yapıyor, kibarca ve dolaylı bir biçimde, sanki başka şeylerden söz ediyormuşcasına. Yoğunlaştırılmış aşk kursundan geçiriyor onu, uygulamalı aşk felsefesini öğretiyor ona. Yavaşlığın bilgisine sahip ve yavaş olmanın bütün becerisini ustaca kullanıyor”

Sevgiler,
Ayşe

YAVAŞLIK Üzerine Aysosh’un Notları:

Kitap bu cümleyle açılıyor: “Motosikletinin üzerine yumulmuş giden insan bu gidişin somut bir saniyesine verir kendini yalnızca; geçmişten ve gelecekten kopmuş bir zaman parçasına tutunur; zamanın sürekliliğinden kopmuştur; başka bir deyişle, esrime durumundadır; her şeyi unutur…
Çünkü korkusunun kaynağı gelecektedir ve gelecekten kurtulmuş bir insan için korkulacak bir şey yoktur.”

Bu cümleyle kapanıyor: “Tek isteği var: bu geceyi çabucak unutmak, silmek, yok etmek sitiyor ve o anda karşı konulmaz bir hız tutkusu hissediyor.”

“Yavaşlığın keyfi neden yitip gitti böyle? Nerde geçmişin türkü söyleyen, kırlarda gezinen aylakları?

“Az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hala çok yakınında olan zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır. VAROLUŞUN MATEMATİĞİNDE bu deneyim iki temel denklem biçimine girer: yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılı; hızın derecesi unutmanınn yoğunluğuyla doğru orantılıdır.”

“Olaylar çabucak olup bittiği zaman kimse hiçbir şeyden emin olamaz, hiçbir şeyden, hatta kendisinden! Hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. Çağımız hız iblisine teslim ediyor kendini ve kendisini kolayca unutuyor. Oysa tam tersi daha doğru: Çağımızda unutma arzusu bir saplantı haline gelmiştir, bu nedenle bu arzuyu tatmin etmek için hız iblisine teslim olmuştur çağımız: kendi anımsamak istemediğini bize anlatmak için hızını artırır, çünkü kendinden bıkmıştır, kendinden tiksinmektedir, belleğin küçük titrek alevini söndürmek istemektedir.”

HAZCILIK ÜZERİNE Üzerine Aysosh’un Notları:

Hazzın ilk büyük kuramcısı Epiküros der ki: Acı çekmeyen kimse haz duyar. Demek ki hazcılığın temel bilgisi acıya dayanır: acıdan uzak kaldığımız oranda mutlu oluruz ve hazla çoğunlukla mutluluktan çok, mutsuzluk verdiği için.

Epiküros yalnızca sıradan hazları salık verir. “Sefil bir dünyaya salıverilmiş olan insan biricik gerçek ve sağlam değerin, ne kadar küçük olursa olsun, kendisinin hissettiği haz olduğunu saptar: bir yudum serin su, gökyüzüne (Tanrının pencerelerine) doğru bir bakış, bir okşama.”

Hazcılar, hazzı yakalamaktan başka şeyle ilgilenmezler; onları hazdan çok, hazzı elde etmek kışkırtır. Onları yönlendiren şey haz arzusu değil, zafer tutkusudur! Her şey açığa vurulur, dile düşürülür, hiçbir şey gizli kalmaz. Ağızdan çıkan her söz artık sonsuza kadar duyulabilir.

Epiküros ise tersine tilmizlerine gizli yaşayacaksın diye buyurur; bu yankılı kavkı dünyası Epikürosa hiç uygun değildir. Ya da hiç farkına varmadan hep böylesine çınlayan bir kavkının içinde mi yaşamaktadır insan!!!